Gözüme Takılanlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Gözüme Takılanlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Ekim 2010 Pazar

BİHTER EKONOMİSİ

Fotoğraf olmadan ne yazarsam yazayım eksik kalacak ama... Haftaya telafi ederim.
Mekan: Beşiktaş pazarı.
Şapkası, çantası, çizmesi… Bihter kurşunu sıkalı aylar geçti, kadınlar hala alıyor, veriyor; Bihter’e “can veriyor.”
Memlekette iki yıldır geçmek bilmeyen Bihter modasını en iyi burada görüyorsunuz. Ve hatta herkesin üzerinde görmekten sıkıldığınız kıyafetlerin bu kadar yaygın oluşunun sebebini de burada idrak ediyorsunuz. Pazar yerine adım attıktan yirmi dakika sonra tepeden tırnağa Bihter’e dönüşmek işten bile değil. Bihter bluzu, Bihter çizmesi, Bihter parfümü, Bihter geceliği…
Pazarcılar arada “Fatmagülün suçu neeeeee!” diye de bağırmaktan geri kalmasalar da, Fatmagül pek tutmamış Beşiktaş pazarında; belli. Halbuki Bihter yok artık, Fatmagül var di mi?

Derken kafam garip bir hesaba kayıyor. Hani gitmişsinizdir bir konsere, kendinizi alamazsınız ya “şu kadar kişi olsaaaa, bilet fiyatı da bu kadaaaaar...” İşte o cinsten. Düşünüyorum, hesaba vursak, nedir bu Bihter ekonomisinin büyüklüğü?
Beşiktaş pazarı, oluşan “Bihter ekonomisi”ni mikro ölçekte en iyi gözlemleyebileceğiniz yer. Makro açıdan baktığınızda da, azımsanacak gibi değil. Geçtiğimiz yıl beğendiği çantayı almadan geçen, bir hafta sonra almaya gittiğinde ise fiyatının iki katına çıktığını gören arkadaşım anlatıyor; “Sordum adama, ‘Daha geçen hafta yarı fiyatını söylemiştin; aynı çanta, bir haftada n’oldu hemen?’ diye; ne dese beğenirsin; ‘Geçen bölüm Bihter kullandı o çantayı abla!’”

Diyorum ki; o kadar “Alın verin ekonomiye can verin” reklamları yerine, bir de Ferhunde’nin üstüne birazcık daha oynansaydı ha? Demek ki yeterince ikoncanımız yokmuş??
Peki ya şimdi bu Fatmagül; oldu mu yani? Suçundan önce şunu sormak isterim; bu Fatmagül’ün hali ne? Bir entariyle nereye kadar; tekstilcinin halini neden hiç kimse düşünmüyor?
Bihter ekonomisi, nereden baksan isimden daralmaya mahkum. Onun yerine “Fatmagül” olacak iş mi yani?

13 Haziran 2010 Pazar

"YÖK Bizi Teğet Geçsene"




Manidar bir zamanlamayla aklıma gelen bir pankart. Malum, harç zammı mevsimi yaklaştı.
Geçtiğimiz yıl har(a)ç zamlarını protesto etmek için düzenlenen eylemden, Kızılay'dan...
"Üniversiteler bizimdir, bizimle özgürleşecek" kalıbına sıkışmayan, renkli bir eylem idi.
Sağ eldeki paranın üzerinde de Atatürk yerine Yusuf Ziya Özcan'ı görmekteyiz.

Daha da hoşları, Gökçek'in ODTÜ'yü yıkma fantezisini açıklamasının ardından "ODTÜ'yü Yıkmak, Güven-Özveri-Tecrübe (GÖT) İster" başlığıyla düzenlenen eylemde kullanılan sloganlar. Gökçek'in ağzına layıktı; şöyle ki:

"Gökçek Emlak'tan Satılık Eymir Gölü Manzaralı Lüx Villalar"
"Kerkük, Musul Gökçek'e Bırakılsın"
"Gökçek'e Kapitülasyonlar Verilsin"
"Gökçek'in Oğlu Mısır Valisi Olsun"

...

Bir neslin -geç kalmış- üslup oluşturma çabaları...
Yeter mi?
Bana yetmedi.

10 Mayıs 2010 Pazartesi

"Kırın, dökün; ekonomiye can verin!"

Bir başka blogtan bir "copy-paste". İç-mihrak'ta yayınlananlar içinde favorim.
Tv'de dönen "Alın-verin ekonomiye can verin" kampanyalarına karşı tam da taşı gediğine koyan bir eleştiri.
İnsanların ekonomiyi değil, ekonominin insanları idare ettiği zamanların bunalımını aşmak için en ideal yöntem olsa gerek: Kırın, dökün; ekonomiye can verin!

Kekodiyolog ekonomisine mahkum olmayan, bol komşuluklu günler dilerim efen'im...

Ankara'nın 'Eiffel'i...















"Eiffel kulesi de ilk yapıldığında kimse beğenmemiş metal yığını diye; şimdiyse Paris'in sembolü...
Bu da Ankara'nın demir yığını. CHP Ankara İl Gençlik Kolları sormuş: "Gökçek Bu Ne?"